MİNİK VE BİLGE BAYKUŞ

Bir zamanlar, yeşil bir ormanın ortasında Minik adında bir tavşan yaşardı. Minik, yumuşacık beyaz tüyleri ve kocaman meraklı kulaklarıyla herkesin sevdiği bir dosttu. Ama Minik’in bir sorunu vardı: Sürekli hoplayıp zıplayarak ormanın her yerini keşfetmek istiyor, fakat bazen farkında olmadan evinden çok uzaklara gidiyordu.

Bir sabah Minik, parlak turuncu bir kelebeği takip etmeye karar verdi. Kelebek o kadar güzel uçuyordu ki, Minik onun peşinden koştururken zamanın nasıl geçtiğini fark etmedi. Akşam oldu ve ormanın içi kararmaya başladı. Minik birden durup etrafına bakınca evinden çok uzakta olduğunu anladı. Minik biraz korktu ama sakin olmaya çalıştı.

O sırada karşısına Bilge Baykuş çıktı. Baykuş, “Neden bu kadar üzgünsün, küçük dostum?” diye sordu. Minik her şeyi anlattı. Bilge Baykuş ona gülümseyerek yardımcı olabileceğini söyledi. Bilge Baykuş, tavşanın evine dönebilmesi için ormandaki ağaçları birer işaret gibi kullanması gerektiğini anlattı. Minik, dikkatlice baykuşun dediklerini dinledi ve çevresine bakmaya başladı. Bir süre sonra, kendi ayak izlerini fark etti ve onları takip ederek yuvasına ulaştı. Minik artık her yere koşmadan önce nereye gittiğini hatırlaması gerektiğini öğrendi. O günden sonra da her yolculuğunda daha dikkatli oldu.

Ormandaki arkadaşları da Bilge Baykuş’a teşekkür ettiler çünkü Minik’in bu hikâyesi herkes için güzel bir ders olmuştu. Ve böylece Minik Tavşan güven içinde ormanda yaşamaya devam etti.