KAHRAMAN SAVAŞÇI: CESUR ASLAN
Bir zamanlar, uzak bir ülkede Cesur Arslan adında bir savaşçı yaşarmış. Cesur Arslan, güçlü vücudu ve cesaretiyle tanınırmış. Herkes onu çok sever, çünkü her zaman yardıma ihtiyacı olanların yanında olurmuş.
Bir gün, köyün yakınındaki büyük ormanda bir canavar belirmiş. Bu canavar, köylülerin tarlalarına zarar veriyor, hayvanları korkutuyormuş. Köylüler çok korkmuş ve ne yapacaklarını bilememişler. İşte o zaman Cesur Arslan, “Ben bu canavarı durduracağım!” demiş.
Cesur Arslan, en sevdiği kalkanını ve kılıcını alarak ormana doğru yola çıkmış. Ormanda ilerlerken, kuşlar ona şarkı söylemiş, ağaçlar ona yol göstermiş. Ama birden, canavarın kükremesi duyulmuş! Cesur Arslan, korkmadan canavarın yanına gitmiş.
Canavar, kocaman dişleriyle Cesur Arslan’a bakmış. “Sen kimsin ki beni durduracaksın?” demiş. Cesur Arslan, “Ben Cesur Arslan’ım! Senin köylere zarar vermene izin vermeyeceğim!” demiş.
Canavar, “Ama ben yalnızım ve çok açım!” demiş. Arslan, canavara bakarak, “Eğer köylere zarar vermezsen, sana yiyecek getirebilirim,” demiş.
Canavar, bu teklifi düşünmüş ve sonunda kabul etmiş. Cesur Arslan, köylülere geri dönerek onlara durumu anlatmış. Köylüler, canavara yiyecek vermeyi kabul etmişler. Böylece canavar, köylere zarar vermekten vazgeçmiş.
Zamanla, Cesur Arslan ve canavar dost olmuş. Artık ormanda birlikte oyun oynarlarmış. Köylüler de Cesur Arslan’a teşekkür eder, onu kahraman olarak anarlarmış.
Ve böylece, Cesur Arslan hem köyü korumuş hem de bir dost kazanmış. Herkes mutlu yaşamış ve Cesur Arslan’ın hikayesi dilden dile dolaşmış.
