Keloğlan ve Zaman Saati Masalı
Bir varmış, bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlarda fakir ama akıllı mı akıllı bir delikanlı yaşarmış. Adı Keloğlan’mış.
Bir gün, köy meydanında yaşlı bir derviş çıkagelmiş. Elinde garip bir kum saati varmış. Saati ters çevirmiş ve demiş ki:
“Ey iyi yürekli Keloğlan! Bu saat zamanı durdurur, zamanı hızlandırır ve hatta geri bile alır. Ama dikkat et… Eğer yanlış kullanırsan, hem sen hem de bütün dünya büyük bir belaya girer.”
Keloğlan şaşkın ama çok da meraklıymış. Saati almış ve eve dönmüş.
Bir gece, denemek için saati ters çevirmiş. Birden etraf donmuş. Kuşlar havada durmuş, su akmamış, köyde herkes taş kesilmiş gibi durmuş.
“Vay canına! Zamanı durdurdum!” demiş Keloğlan.
Ama bir sorun varmış: Zaman durunca, güneş de doğmamış. Köylüler uyanamamış, çocuklar oynayamamış. Keloğlan anlamış ki, zamanı durdurmak eğlenceli değil, tehlikeliymiş.
Sonra başka bir gün, saati hızlı çevirmiş. Birden günler hızla geçmiş. Çiçekler açıp solmuş, ekinler büyüyüp kurumuş. Keloğlan bu kez de köyün düzeninin bozulduğunu görmüş.
En sonunda saati ters çevirip zamanı geri almış. Her şey eski hâline dönmüş. O sırada derviş yeniden belirmiş:
“Gördün mü Keloğlan? Zamanın sırrı, onu değiştirmekte değil; her anı kıymetli yaşamaktadır.”
Keloğlan başını eğip gülmüş:
“Ben fakirim ama aklım var. Artık biliyorum ki zamanın en güzel hediyesi, dostlukla, sevgiyle yaşamakmış.”
Ve o günden sonra Keloğlan, köydeki herkese zamanı boşa harcamamayı, sevdikleriyle vakit geçirmeyi öğütlermiş.
Gökten üç elma düşmüş:
Biri bu masalı dinleyene, biri Keloğlan’a, biri de zamanı değerli bilen herkese.
