KİBRİTÇİ KIZ MASALI

Karlı ve dondurucu bir kış gecesiydi. Sokaklarda kimse yoktu, herkes evinde sıcak bir sobanın başında oturuyordu. Ama o gece, incecik giysilerle titreyen küçük bir kız çocuğu, elindeki kibritleri satmaya çalışıyordu. Kızın elleri ve ayakları donmuştu. Karnı açtı ve yorgundu. Ama yine de kibritlerini satmak zorundaydı. Çünkü babası, eğer kibritleri satamazsa, eve boş dönmemesini emretmişti.

Kız, bir sokağın köşesinde durdu ve titrek sesiyle bağırdı: “Kibritlerim, kibritlerim!” Ama kimse ona aldırış etmedi. Herkes kendi işiyle meşguldü.
Kız, daha da üşüdü ve bir duvara çömeldi. Elindeki son kibriti çıkardı ve onu yakmaya karar verdi. Kibritin aleviyle birlikte, birden bire kendini sıcak bir odada buldu.

Odanın ortasında, kocaman bir yılbaşı ağacı vardı. Ağacın dallarında, rengârenk süsler ve ışıklar parlıyordu. Kız, bu güzelliğe hayranlıkla baktı.
Tam o sırada, kibrit söndü ve kız kendini tekrar soğuk sokakta buldu. Ama pes etmedi. Bir kibrit daha yaktı. Bu sefer, kendini zengin bir sofrada buldu. Sofrada, türlü türlü yemekler ve tatlılar vardı. Kız, karnını doyurmak için sabırsızlanıyordu. Ama tam yemeğe uzanacakken, kibrit söndü ve kız yine yalnız kaldı.
Kız, son kibritini de yaktı. Bu sefer, karşısında çok sevdiği büyükannesini gördü. Büyükannesi, ona gülümsedi ve onu yanına çağırdı.

Kız, büyükannesinin yanına koştu ve ona sıkıca sarıldı. Artık üşümüyordu, acıkmıyordu ve yalnız değildi. Birlikte, yıldızların parladığı bir yere doğru yükseldiler. O gece, insanlar küçük kızın donmuş bedenini buldular. Ama kimse onun gördüğü hayalleri bilmiyordu.