MİNİK AYICIK VE BAL KABI
Bir zamanlar, derin, yeşil bir ormanın ortasında minik bir ayıcık yaşarmış. Adı Balıydı. Balı, ormanın en tatlı meyvelerini sever, özellikle de balı çok severdi. Her gün, büyük bir kovanın önünde durur, arıların çalışmasını seyreder ve burnunu bal kokusuna doldururdu.
Bir gün, Balı kovanın yanında büyük, altın rengi bir kap gördü. Kapın üzerinde kocaman bir arı resmi vardı. Balı merakla kapa yaklaştı ve burnunu uzattı. Kapın içinden öyle güzel bir bal kokusu geliyordu ki, Balı dayanamadı ve kapa sarıldı. Tam o sırada, kapın kapağı açıldı ve içinden kocaman bir kaşık çıktı! Kaşık, Balı’nın burnuna dokundu ve Balı’nın burnu balla kaplandı!
Balı şaşırmış ve biraz da korkmuştu. Ama sonra burnundaki balın ne kadar tatlı olduğunu anladı. Dilini çıkarıp burnunu yalamaya başladı. Tam o sırada, kovanın kapısından kocaman bir arı çıktı. Arı, Balı’ya kızgın gözlerle baktı. Balı hemen kaçmaya başladı. Arı da Balı’nın peşinden koştu.
Balı, ormanın içinde bir o yana bir bu yana koştu. Arı, Balı’yı yakalamak üzereydi. Tam o sırada, Balı büyük bir ağacın kovuğuna saklandı. Arı, kovuğun önünde durup Balı’yı aradı ama bulamadı. Balı, kovukta sessizce nefes alıyordu. Bir süre sonra, arı pes edip gitti.
Balı, artık güvendeydi. Kovuktan çıktı ve yavaşça ormanda yürümeye başladı. Burnundaki balın tatlı kokusu onu mutlu ediyordu. O günden sonra, Balı her gün kovanın yanına gelir, arıları seyreder ve burnundaki bal kokusunu hatırlarmış. Ama kocaman kapa bir daha dokunmazmış. Çünkü biliyordu ki, balı çok sevse de, arıların balı kendileri için sakladığını.
