KELOĞLAN VE KONUŞAN AĞAÇ

Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, küçük bir köyde Keloğlan ve annesi yaşarmış. Keloğlan, zekası ve hazırcevaplılığıyla bilinirmiş ama aynı zamanda da meraklı bir çocukmuş. Bir gün, köyün dışında, ormanın derinliklerinde kimsenin gitmeye cesaret edemediği bir yere gitmeye karar vermiş.
Ormanın derinliklerinde, dalları gökyüzüne uzanan, yaprakları gümüş gibi parlayan kocaman bir ağaç görmüş. Bu ağaç, diğer ağaçlara hiç benzemiyormuş. Keloğlan ağaca yaklaştığında, ağacın konuştuğunu duymuş!
“Merhaba küçük çocuk,” demiş ağaç derin bir sesle. “Ben Dilek Ağacı’yım. Kalbinden geçen bir dileği söyle, belki gerçekleşir.”
Keloğlan şaşırmış ama aynı zamanda heyecanlanmış. Aklından birçok şey geçmiş. Zengin olmak, güçlü olmak, dünyayı gezmek… Ama sonra annesini düşünmüş. Annesi her zaman sağlıklı ve mutlu olsun istemiş.
“Benim bir dileğim var,” demiş Keloğlan. “Annemin her zaman sağlıklı ve mutlu olmasını diliyorum.”
Ağaç bir an sessiz kalmış. Sonra, dallarından birinden parlak bir yaprak düşürmüş. “Bu yaprağı sakla,” demiş ağaç. “Bu yaprak, annenin sağlığını ve mutluluğunu koruyacak.”
Keloğlan yaprağı almış ve koşarak eve dönmüş. Annesine her şeyi anlatmış ve yaprağı ona vermiş. O günden sonra, annesi hiç hastalanmamış ve her zaman neşeyle gülermiş.
Bu arada, köyde büyük bir kuraklık başlamış. Tarlalar kurumuş, hayvanlar susuz kalmış. Köylüler perişan bir haldeymiş. Keloğlan, Dilek Ağacı’nın yanına gitmeye karar vermiş. Belki ağaç onlara yardım edebilirdi.
Ağaca vardığında, durumu anlatmış. Ağaç bir süre düşünmüş ve sonra demiş ki: “Benim köklerim, yerin altındaki bir su kaynağına ulaşıyor. Ama bu kaynağa ulaşmak için bir fedakarlık yapman gerekiyor.”
Keloğlan ne yapması gerektiğini sormuş. Ağaç demiş ki: “Bana en değerli şeyini vermelisin.”
Keloğlan annesinin sağlığını koruyan yaprağı düşünmüş. O yaprak, annesi için her şeyden daha değerliydi. Ama köyünün insanları da zor durumdaydı. Keloğlan zor bir karar vermek zorunda kalmış.
Sonunda, Keloğlan cebinden parlak yaprağı çıkarmış ve ağaca vermiş. Ağaç yaprağı aldığında, köklerinden derin bir gürültü duyulmuş ve yerden sular fışkırmaya başlamış! Su, tüm tarlalara yayılmış ve kuraklık sona ermiş.
Köylüler sevinçten havalara uçmuş. Keloğlan’a teşekkür etmişler. Keloğlan, annesinin sağlığını koruyan yaprağı kaybetmişti ama köyünü kurtarmıştı.
Eve döndüğünde, annesi onu gülerek karşılamış. “Oğlum,” demiş annesi, “senin kalbinin iyiliği, o yapraktan daha değerli. Ben her zaman iyiyim, çünkü sen varsın.”
Keloğlan, annesinin sözleriyle çok mutlu olmuş. Anlamıştı ki, en büyük zenginlik, sevgi ve iyilikti.